DOLAR 46,1085 0.13%
EURO 53,2207 0.24%
ALTIN 6.415,010,09
BITCOIN 29168002.55221%
Kırklareli
23°

PARÇALI BULUTLU

SABAHA KALAN SÜRE

Balkanlar 24

Balkanlar 24

07 Mayıs 2026 Perşembe

Türkiye, devlet aklıyla mı, yoksa hemşerilik aklıyla mı yönetiliyor?

Türkiye, devlet aklıyla mı, yoksa hemşerilik aklıyla mı yönetiliyor?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Son yıllarda, özellikle Türkiye’nin  Batı bölgelerinde, devlet yönetimindeki temsil adaleti üzerine ciddi tartışmalar yaşanmaktadır. Kamuoyunda zaman zaman “Memleketi Lazlar ve Kürtler yönetiyor”  vs gibi etnik temelli hatalı tanımlamalar yapılsa da, meselenin özü aslında devletin karar mekanizmalarındaki coğrafi dengesizlik ve liyakat tartışmalarıdır.

Bakanlar Kurulu ve Valiliklerde  Karadeniz ve Doğu bölgesi kökenli ağırlığı

Mevcut yönetim tablosuna bakıldığında, coğrafi kökenlerin dağılımı dikkat çekici bir tablo ortaya koymaktadır. Yakın zamana kadar 19 kişiden oluşan Bakanlar Kurulu’nun %47,3’ü Karadeniz kökenli isimlerden oluşmaktaydı. Son değişikliklerle bu oran %42,1’e gerilese de, Doğu Karadeniz kökenlilerin hakimiyeti devam etmektedir.

Daha da çarpıcı olanı, Türkiye nüfusunun yarısından fazlasının yaşadığı, sanayi ve eğitimin merkezi olan Marmara ve Ege bölgelerinden kabinede tek bir temsilcinin dahi bulunmamasıdır. 10 milyonluk Akdeniz bölgesinden ise yalnızca bir bakan görev yapmaktadır.

Yerel Yönetimlerdeki Tablo

81 il valisinin bölge kökenlerine bakıldığında da benzer bir yoğunlaşma görülmektedir:

  • Karadeniz: 23 Vali
  • Doğu ve Güneydoğu Anadolu: 21 Vali
  • İç Anadolu: 18 vali
  • Akdeniz: 10 vali
  • Marmara: 7 vali
  • Ege: 2 Vali

Nüfusları milyonları bulan İstanbul ve Bursa gibi şehirler tek bir vali çıkaramazken, 460 bin nüfuslu Elazığ kökenli 4 valinin bulunması, yönetimdeki “bölgesel ağların” etkinliği sorusunu akıllara getirmektedir. Ocak ayındaki valiler kararnamesiyle İstanbul kökenli tek vali, Trabzon kökenli 5 validen 3’ü birden görevden alındığı için, en çok vali çıkarma liderliği  Trabzon’dan Elazığ iline geçti… Bilindiği gibi Elazığ, Sedat Peker’in “derin Memet” dediği Mehmet Ağar’ın doğduğu ildir.

Siyasi Partiler ve Muhalefet

Temsil krizi sadece iktidar kanadında değil, muhalefet partilerinde de benzer bir yapı sergilemektedir. Meclis’te grubu bulunan veya yeni kurulan partilerin lider kadroları incelendiğinde, Karadeniz  kökenli isimlerin mutlak üstünlüğü görülmektedir. Ankara’nın batısından çıkan lider figürlerinin eksikliği, siyasetin coğrafi olarak dar bir bölgeye sıkıştığının kanıtı niteliğindedir. Örneğin AKP,  İYİ Parti, Yeniden Refah Partisi, Anahtar Partisi vs gibi partilerin genel başkanları Karadeniz bölgesi kökenlidir. Ana muhalefet partisi olan CHP’nin fiili başkanı da Karadeniz bölgesi kökenlidir…

Ekonomik ve Toplumsal Yansımalar

Siyasi temsilin bu denli bölgeselleşmesi, ekonomik gücün el değiştirmesine de neden olmuştur. Geçmişte “Türk ulusal bilinci” ile hareket eden ve  Türkiye’nin Batı bölgesi kökenli olan sermaye gruplarının yerini, büyük ölçüde Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu kökenli iş adamları almıştır. Bu durum, sadece ekonomik bir değişim değil, aynı zamanda yargı ve güvenlik bürokrasisindeki atamalarla da desteklenen bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır.

Liyakat ve Adalet Sorgulaması

Yönetimdeki bu coğrafi dengesizlik, kamuoyunda haklı bir liyakat tartışmasını tetiklemektedir. KPSS puanları, mülakat süreçleri ve devlet memurluğuna alımlarda “hemşerilik” bağının liyakatin önüne geçip geçmediği, toplumun vicdanını yaralayan bir soru işareti olarak durmaktadır.

Özellikle son yıllarda yaşanan organize suç olayları, sokak cinayetleri ve toplumsal şiddet vakalarındaki fail profillerinin coğrafi kökenleri ile yönetimdeki ağırlığın kesişmesi, sosyolojik bir inceleme gerektirmektedir.

 Devlet Aklı mı, Coğrafi Hakimiyet mi?

Türkiye’nin modern, çağdaş ve liyakate dayalı bir yönetim yapısına kavuşabilmesi için, devletin tüm kademelerinde coğrafi temsil adaletinin sağlanması elzemdir. Nüfusun, eğitimin ve üretimin büyük kısmını sırtlayan Ankara’nın Batı kısmının yönetimden dışlanması, toplumsal barışı ve devlet aidiyetini zedelemektedir.

Bugün sorulması gereken asıl soru şudur:

Türkiye, ortak bir “devlet aklı” ile mi, yoksa belirli bölgelerin kültürel ve siyasi reflekslerini yansıtan bir “hemşerilik aklı” ile mi yönetilmektedir?

Durmuş Arda

Devamını Oku

Bulgaristan genel seçimlerini Terakki(İlerleyici) koalisyonu kazandı

Bulgaristan genel seçimlerini Terakki(İlerleyici) koalisyonu kazandı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dün yapılan Bulgaristan genel seçimlerini, kesin olmayan sonuçlara göre, seçmenlerin oylarının % 44’ünü alan eski Cumhurbaşkanı ve emekli general Radev’in liderliğindeki Progresif(Terakki-İlerleyici) Bulgaristan koalisyonu kazandı.

Açılan seçim sandıklarının %100’üne göre, gerek Bulgaristan’da, gerek Türkiye’deki mafya yapılanmalarının “Türk partisi” olarak lanse ettikleri eski totaliter rejimin gestaposu olan DS ve şimdiki DANS kadrolarının kontrolündeki ve liderliğini eski DS ajanı Angel Krıstev’in torunu  Delyan Peevski yönetimindeki “Hak ve Özgürlükler” Hareketi{HÖH/D(p)S] oyların %7’sini ancak alabildi… İki sene önce {HÖH/D(p)S] oluşumundan kovulan, yine “derin” yapılanmaların kontrolündeki Ahmet Doğan yönetimindeki  APS(Hak ve Özgürlükler Aliansı) oluşumu ise, sadece % 1.5 oy alarak, %4’lük barajın altında kaldı… Totaliter rejimin komünist partisinin devamı olan Bulgaristan Sosyalist Partisi de, aldığı % 3 oyla ilk defa baraj altında kaldı…

Daha önceki Bulgaristan seçimlerine göre, dünkü seçimlerde kontrollü oylar,  özellikle Roman mahalleleri ve Türklerin yaşadığı bölgeler-  fazla sıkı da olmasa- takibe alındı; oy satın alınması, seçim sandığı yolsuzlukları,  seçmenlere yönelik tehdit ve şantajlar az da olsa önlendi.

Örneğin Kırcaali bölgesindeki Türk asıllı seçmenlerin %10-15’inin Radev’in İlerleyici Bulgaristan oluşumuna oy kullandığı görülmektedir. Bu oran Kuzey Bulgaristan’daki Türkler arasında daha fazladır.

Daha önceki seçimlerde Kırcaali’deki bir Roman mahallesindeki seçmenler, oylarının %80-90 civarını {HÖH/D(p)S] oluşumlarına verirken, dün bu oluşumlara %55 oy verildi. Dün, Radev’in yeni oluşumuna ise %30 oy çıktı…

Kırcaali Kızılağaç belediyesi bölgesinde yaşayan Müslüman Pomakların  %50-57’si, Radev’in yeni oluşumuna oy verdi…  

Bilindiği gibi, 2001 senesinden beri Türkiye’deki göçmenlerin oylarının % 90’ından fazlası, – Bulgaristan’daki derin yapılanma doğrultusunda- Türkiye’deki derin yapılanma tarafından perde arkasından kontrol edilmekteydi. Bu sefer her iki DS oluşumunun oyları %73’de kaldı; göçmenlerin %17’si Radev’in yeni oluşumuna oy verdi.

Sanki dün prangalar kırılmaya başlandı!

Örneğin Kuzey Bulgaristan göçmenlerinin yoğun olarak yaşadığı Çorlu Şeyhsinan’da kurulan sandıktan Radev oluşumuna %55 civarında, yine Çorlu Havuzlar’daki sandıktan ise %37 civarında oy çıktı…Bunların çoğunun oy pusulasıyla değil, makinede oy kullandıkları anlaşıyor. Bundan onların eğitim seviyelerinin daha yüksek olduğunu anlayabiliriz. Yani İttihat ve Тerakki (Birlik ve İlerleyici)misali…

Peki,  Bulgaristan parlamentosunun 240 milletvekili koltuğundan 130 civarını kazanan Radev’in liderliğindeki İlerleyici Bulgaristan koalisyonundan ne bekleniyor:

-İlk önce, derin yapılanmanın göreve getirdiği Bulgaristan başsavcının görevden alınması(Bilindiği gibi, aynı başsavcının görev süresinin aylar önce dolmasına rağmen, bu koltukta yasadışı oturmaya devam etmektedir)…

-Hırsızlıkların, yolsuzlukların, mafya yapılanmaların önüne geçilmesi…

-Nepotizme değil, yeterliliğe(liyakata) dayalı bir bakanlar kurulu oluşturulması…

-Korman İsmailov gibi, en az 3  Türk asıllı teknokratın yeni hükümette de yer almalarını…

-Sosyal ve Ekonomik reformların yapılması…

Gençlere iş imkanı tanıyarak, Avrupa ülkelerine gurbete gitmelerini önlenmesi

-Azınlık haklarının korunması vs…

Bunlara birçok beklenti eklenebilir. Beklentiler çok da…

Eskiden de çok umutlandık. Zaman neyi gösterir, bilemeyiz!

Kurulacak yeni güçlü hükümet, Bulgaristan vatandaşlarına, komşu ülkelere, Avrupa Birliğine hayırlı olsun!

Durmuş Arda

Devamını Oku

Emekli general Radev Bulgaristan başbakanı olabilecek mi?

Emekli general Radev Bulgaristan başbakanı olabilecek mi?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Eski Cumhurbaşkanı General Rumen Radev, önümüzdeki Pazar günü(19.04.2026) yapılacak olan Bulgaristan genel seçimlerinde, en güçlü Başbakan adaylarından birisidir.

 3 ay önce politikaya atılmak için Cumhurbaşkanlığı görevinden istifa eden Radev, 1963 yılı Kayacık(Dimitrovgrad) doğumlu olsa da, aslen Hskova Harmalı’ya bağlı Karaşlı(Slavyanovo) köyü kökenlidir.

Karaşlı, Osmanlı döneminde Kastamonu Karaş’tan göç eden Türkler tarafından boş araziye kurulan bir yerleşim merkezidir(Bilindiği gibi Karaş, Altay- Türk mitolojisine göre yeraltı tanrısıdır). Köy, 1877-1878 Osmanlı- Rusya savaşından(93 harbi) sonra, Doğu Rumeli topraklarında kalmıştır.

Osmanlı döneminde tamamen Türk asıllılardan oluşan Karaşlı, 93 harbinden sonra kısmen, 1885 yılında Doğu Rumeli Bulgaristan tarafından ilhak edildikten sonra ise Türkler tamamen kovulmuşlardır.

Masum köylü Türklerin evlerini, tarlalarını, hayvanlarını vs işgal edenler, ilk önce köyün adını Rus egemenliğinden etkilenerek “Koraşliy” koymuşlar. Çünkü Rusça’da “iy” eki çok kullanılmaktadır; Ruskiy, Sovetskiy… Hani bizim yaşlılar totaliter rejiminin asimilasyon döneminde “geldisvay- gittisvay”  gibi “Bulgarca” konuşuyorlardı ya, aynen öyle olmuş. Yerel Türkçe de kuraş; güçlü, cesur, cesaretli anlamındadır. Kendilerinin Türk boylarından gelmediğini düşünen Karaşlı’nın yeni sakinleri, bunu 30 sene sonra ancak anlamışlar… 

Karaşlı, 1878- 1907 yılları arasında Koraşliy, 1907-1946 yılları arasında Knyaz Borisovo, 1946 yılından sonra ise Slavyanovo(Slavyanlar) olmuş.

Birkaç gün önce Karaşlı’dan geçtim, Türk asıllıların yaşadığı komşu Küçükyağcılı(Malık İzvor) ile Bulgar asıllıların yaşadığı Karaşlı’da- Romanların dışında- aynı tip insanları gördüm. Slavyan ırkına benzeyen birisini göremedim. Her iki köyde de Romanların fazlalığı göze çarpmaktadır. Ancak Karaşlı, nispeten düz, ova olan yerdedir. Yani Türkler, ovadan daha bir agresif şekilde kovulmuş… 

Karaşlı kilisesi

Karaşlı(Slavyanowo) kilisesinin giriş kapısı, zemin dolgusu yapıldığı için çok alçak kalmış.

Karaşlı(Slavyanovo) kilisesinin eski bir camiden dönüştürüldüğü açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Caminin minaresi yıkılmış, 10-15 metre uzaklığa çan kulesi yapılmış. Kulenin alt kısmına Balkan savaşlarında ve 1. Dünya savaşında ölenlerin adları yazılı anıt mermeri konulmuş. Karaşlılı Radev, çocukluğunda bu “kahramanca” ölenlerin isimlerini çok okumuştur. Onların vatan için öldüklerine inanmıştır. Oysa Birinci, İkinci Balkan ve 1. Dünya savaşlarında çarlık Bulgaristan, çar Ferdinad’ın egosundan dolayı komşu devletlere saldıran ülke olmuştur.

Radev, geçen Mart ayında, Eskizağra’da, Bulgaristan kuruluşuyla hiç ilgisi olmayan 3 Mart gününü kutladı, yani Sanstefano antlaşmasınını gününü… Anlaşılan Radev’e, Bulgaristan’ın 13.07.1878 tarihli uluslar arası Berlin konferansıyla kurulduğunu,  Karaşlı köyünü Osmanlı dönemindeki Celali isyanları sonucu sürülen Türklerin kurduğunu ve atalarının sivil Türkleri kovduğunu kimse söylememiş…

Bugünlerde Karaşlı camisinde- “kilisesinde”,  paskalya öncesi tadilat çalışması yapılmış, kutsal Cuma, Cumartesi ve Pazarı dolayısıyla ara verilmiş, Paskalya ayinlerine hazır hale getirilmiş olsa gerek…

Birkaç Karaşlı sakini ile konuşma fırsatım oldu, köyde 60’lı, 70’li senelerde de tütün üretiliyormuş. Yani hepimizin ürettiği tütün, Haskova sigara fabrikasında sigara olup, DS ve Türkiye’deki mafya yapılanmaların işbirliğiyle(bu iş birliği hala sürmektedir), Türkiye’ye kaçak sigara olarak giriyormuş(Rahmetli Turgut Özal, bunu defalarca dile getirdi)… 

70'li senelerin bu Karaşlı çocuğunda kendini görenler var mıdır? Ben o yaşlarda komünizmi kurmak hayaliyle günde 16 saat tütün diziyordum..

70’li senelerin bu Karaşlı çocuğunda kendini görenler var mıdır? Ben o yaşlarda komünizmi kurmak hayaliyle günde 16 saat tütün diziyordum…

Tanıştığım tüm Karaşlı sakinlerinin, oylarını Radev’e vereceklerini,  Radev’in yaşlı annesinin de hala köyde oturduğunu söylediler.

Radev, Kayacık(Dimitrovgrad) şehrinde doğmuştur. Yani romantik şair Penyo Penev’in yaşadığı ve intihar ettiği şehirde…

Radev’in kuşağındaki hepimiz gibi, Penev’in şu dizelerinden etkilenmemesi mümkün değil:

“… Ölümsüzlüğün ve kolay yolların hayalini değil,

 kış günü için sıcak bir parka hayalini kuruyorum.

Umudum o ki, benim burada kurduklarım, sonsuza dek ölümsüz kalsın!”

Penev, kendi çapında ölümsüz eserler bıraktı!

Bizim gibi, sonradan gelen kuşağın hayalleri hiçbir zaman gerçekleşmedi…

Radev, çocukluk ve gençlik yıllarında komünizmi kuracaktı, askeri pilot olduktan sonra Sovyetler yapımı Mig uçağı ile NATO uçağı olan F16 uçaklarını vuracaktı, bunun imkansız olduğunu 40 yaşlarındayken Bulgaristan NATO üyesi olduktan sonra F16 uçaklarını tanıdığında farkına vardı…

Radev, gerek çocukluğunda, gerek askeri okulda Türk düşmanlığı ile yetişti, “Çalışmazsak, Türkler bizi domates kazıklarıyla dövmeye gelecekler” gibisinden…

Onun kuşağındaki hepimiz gibi, Radev’te oraya buraya savruldu, fakat vatan sevgisinden ve dürüstlüğünden hiç taviz vermedi, hep Bulgaristan için bir şeyler yapmaya çalıştı, bunun için eğitimli ve donanımlıydı da…

Radev, 9 senelik Cumhurbaşkanlığı döneminde, sembolik bir görevde ve icranın başı olmadığı için, eski totaliter rejimin gestaposu olan DS kadrolarının mafya yapılanmasının kontrollü oylarıyla baş edemedi. Çünkü gerek Bulgaristan’da yaşayan, gerek Türkiye’ye göç etmiş Türk asıllıların oyları da kontrollüdür! Her iki ülkenin hükümetlerine sirayet etmiş mafya yapılanmaları, perde arkasından Türklerin oylarını kontrol etmektedir. Bir önceki seçimlerde, oyların nerdeyse %50’si  DS uzantılarının kontrolündeydi. Ancak seçimleri organize eden bu seferki geçici teknokrat hükümeti sanki ipleri kısa tutuyor… 

Radev’in kurduğu Progresif  Bulgaristan koalisyonu, birkaç partiden oluşmaktadır. Progresif, ilerleme demektir.  Yani 19. yüzyılın sonunda Osmanlı’da kurulan İttikat ve Terakki(Birlik ve İlerleme)’nin İlerlemesi benzeri… Darısı Türkiye’nin başına…

Radev’in Progresif Bulgaristan Koalisyonu, diğer kötü parti ve koalisyonlar arasında en iyi oluşumdur. Yani kötülerin en iyisidir!

Onun için oyum, Radev ve Progresif Bulgaristan Koalisyonuna!

Durmuş Arda

Devamını Oku

Doğduğum Tosçalı köyün DS ajanları

Doğduğum Tosçalı köyün DS ajanları
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sağlığım pek iyi olmadığı için yazılarıma epey ara vermiştim. Ancak birkaç gün önce hiç ummadığım bir köydeşimin, totaliter rejimin gestaposu olan DS ajanı olduğunu öğrenince tansiyonum çıktı, nabzım yükseldi, içimden “şerefsize bak sen!” diyerek uykularım kaçtı. Üstelik iki senedir bunu göremediğim için de kendime hayli kızdım…

1985-1989 yıllarında Bulgaristan’daki asimilasyon sürecinde bir Türk olarak aşağılanmam, incinmem, gururumun kırılması gözümün önünden geçti. 1988 yılında, Macaristan’dan kaçma girişimim sonucunda yakalanmam, bir ay Budapeşte’de tutuklu kalmamdan sonra, Bulgaristan’a iade edilmem ve bir hafta da Sofya 6. bölge DS hücrelerinde sorguya çekilmemden dolayı çektiğim acılar, Türkiye’ye göç ettikten sonra ilk senelerde çektiğim zorluklar aklıma geldi…

Azis Murad’ın DS dosyası:

Peki, kimdi bu  DS dosyası açılan köylüm?  Hiç ummadığım Naslar’daki rahmetli Halil İbrahim aganın oğlu Aziz(Aziz ismi, Bulgaristan’daki kayıtlara  genelde Azis olarak yazılır)…  Aziz, üniversite mezunu, öyle kendi halinde, sakin, güler yüzlü, ne kokar ne, bulaşır…

Aziz, daha 18 yaşında DS ajanı yapılmış… 18 yaşındaki bir çocuk DS’den ne anlar? Hele Aziz gibi birisi… Ben 18 yaşındayken her genç gibi, kız peşinde ve eğlenmeye bakardım. Aziz’i, ajan olması için DS subayı Gogov’un yanına kim götürdü? Ben şahsen çenesi düşük olan eski “öğretmen” Kotsev’in götürebileceğinden şüpheleniyorum. Aziz, Ahil(Aşil) DS ajanı kod ismini kendisi mi seçti, yoksa kendisine başkası mı empoze etti?

Aziz, güçlü, izzet ve şeref sahibi demektir. Ahil(Aşil) ise, milattan 800 sene önce Homeros tarafından yazılan “İlyada” eserinde, Truva’nın en cesur, en kahraman, en yakışıklısı olarak belirtilmiştir. Hem Azis ismi, hem Ahil DS kod ismi, her bakımdan köylüm Aziz ile karşıtlık oluşturmuyor mu?

Demek ki Aziz’in üniversitede okuyacak kapasitesi yoktu ve üniversiteye de DS kontenjanından girdi…Gerek üniversite yıllarında, gerek iş hayatında hep birileri destek olmuş… Buna rağmen bir belediye başkanı veya bir milletvekili dahi olamadı.

Aziz’in DS dosyasının 2024 yılına kadar açıklanmamasında da bir gariplik var; 29.10.2014, 25.01.2016, 12.06.2018, 04.02.2020, 20.10.2020 ve 08.03.2024 tarihlerinde çeşitli görevler üstlendiği için yoklama yapılmış, DS ajanlığı tespit edilmemiş…

Ancak Aziz’in DS dosyası 04.07.2024 tarihinde yeniden yoklanmış ve DS bağlantısı tespit edilmiş. Garip olan Mart ayındaki ve Temmuz ayındaki yoklama da aynı gerekçeyle yapılmış: 2023 yılında yapılan yerel seçimlerdeki belediye meclis üyeliği…

Dosyalar kanununa göre aktif(hala görevde olan ajan. Bulgarca: действащ агент) istihbarat görevinde bulunanların DS dosyaları açıklanmıyor.  Ne oldu da 2024 Mart  ayında tespit edilemeyen DS ajanlığı, aynı yılın Temmuz ayında nasıl tespit edildi? Çünkü aynı yılın Temmuz ayının birinde, Hak ve Özgürlükler Hareketi{HÖH/D(p)S}, Delyan Peevski ve Ahmet Doğan grupları olmak üzere ikiye bölündü.

Bulgaristan yeni istihbarat kurumu olan DANS’ın 2013 yılında 1-2 gün başkanlığını yapan Delyan Peevski, karşı grupta kalmayı tercih eden Azis Murad’ı DANS’taki görevinden uzaklaştırma emri vermiş, hemen arkasından Azis’in DS dosyasının yoklanması emrini de vermiş olabilir. Çünkü Peevski’nin DANS’taki bağlantılarının çok güçlü olduğu bilinen bir gerçektir. Bilindiği gibi Peevski, eski DS albayı Angel Krıstev’in torunudur. Görev, deden toruna…

Azis Murad, Temmuz 2024 yılına kadar ajanlık görevine devam etmiş olabilir. Bu nedenle Azis, aşağıda dosyaları açıklanan diğer  Tosçalı kökenli ajanların en tehlikelisi olabilir.

Diğer açıklanan Tosçalı kökenli DS ajanları dosyaları…

Şaban Hüseyin Hüseyin, namı diğer şahın Şaban:

Şahın Şaban, 19 yaşında Zuderman(Alman yazar Hermann Sudermann’ın adı olsa gerek) ve Şükriev iki kod adıyla DS ajanı yapılmış.  Burada da Hermann Sudermann anısına hakaret vardır. Şahın Şaban da DS kontenjanından üniversite okumuş ve agronom, yani tarım uzmanı mezunu olup; kooperatif başkanı, belediye başkanı, en son köy muhtarı olarak görev yapmıştır.

Şahın Şaban’ı, 1988 yılının Ağustos ayında Çekoslovakya’ya grup halinde yaptığımız bir  gezide, daha yakından tanıma fırsatım oldu, birkaç akşam oturup kafa çektik, o zamanki totaliter rejimi öve öve bitiremiyordu, bu yüzden çok tartışmamız oldu, kızdığında “ebenin a.ı” diyerek çekip gidiyordu, o zamanlar hafiften kafayı sıyırmaya başlamıştı.  Gezi dönüşü, ben Budapeşte de trenden inip ayrıldıktan sonra, grup yöneticileri beni trende ararken, ajan Zuderman, beni kastederek “Bu gibilerini yurtdışına salarken bize niye sormuyorlar” demiş. DS ajanı Zuderman ile Türkiye’ye göç etmeden 1-2 ay önce, Sütkesiği meydanında karşılaştık, bana keyifli keyifli dönerek, Bulgarca, “Ben sana gittiğin yolun yanlış olduğunu söylemedim mi? dedi, bende kendisine ” Ben yolumdan vazgeçmem” dedim. O, bir buçuk sonra benim gittiğim yola geldi…

Şahın Şaban- Zuderman, benden bir buçuk yıl sonra Türkiye’e göç ettiğinde ilk olarak nereye geldi biliyor musunuz? Benim yerleştiğim Lüleburgaz’a… Çünkü Lüleburgaz’da 70’li senelerde göç etmiş kardeş çocukları vardı, bir- iki zaman kaldı, benim de Lüleburgaz’da olduğumu duyunca, totaliter rejimi döneminde çaldıklarıyla çekip gitti Bursa’ya…

Şahın Şaban- Zuderman’n  Bulgaristan totaliter rejimi döneminde devlet görevleri yaptığı esnada, Türk asıllı köydeşlerine her türlü alçaklığı yapmış birisi olduğunu vicdan rahatlığıyla yazabilirim

Aynur Ömer Hüseyin, namı diğer Aynur malim:

Aynur malim(muallim), 24.12.1984 yılındaki ilk  asimilasyona karşı yapılan yürüyüşün bir gün öncesi organize edenlerin arasına karışıp, komşu köy olan Hallar’a kadar gitmiş, diğerleri birkaç köy daha gezerken o evine dönmüş. Yani gerekli istihbaratı toplayıp evine dönmüş olabilir. Bu olaydan 10-15 gün sonra da DS ajanı olmuş, Artur ve Georgiev DS kod adlarını almıştır. Artur’un anlamı  ayı adamdır. Seçtiği DS kod adı, Aynur malime cuk diye oturmuş, kendisiyle hiç karşıtlık oluşturmuyor. Ancak ayılara da biraz hakaret var, çünkü onlar ajanlık yapmıyor.

Artur- ayı adam, 1984-1989 yılları arasında, ibadet edilmesin diye cami önlerinde nöbet tutuyordu. 06.05.1989 tarihinde, iki arkadaşımla Tosçalı medresesine Ramazan bayramı namazına giderken, o, diğer öğretmenlerle birlikte medrese yolunda nöbet tutuyordu, lümpen köy muhtarıyla tartışmamıza da tanık olanlardan birisi de odur. Bu olaydan 10 gün sonra Kırcaali merkezdeki  DS ofisine çağrıldım “ailecek yurtdışı pasaportunuz hazır, vizesiz sadece Avusturya ve İsveç’e gidebilirsiniz, Türkiye’ye gitmek istersen vize almanız gerekiyor” dediler. 1989 yılında, Tosçalı kökenli yurtdışı pasaportu alan ilk kişi benim. Benim Türkiye vizem 28 Mayıs günü çıktı, 29 Mayıs günü de Türkiye sınırları açtı…

DS ajanı Artur- Georgiev’e, yani Aynur malime dönersek, 1989 senesinden sonra, o da İstanbul’a göç etti ve orada Aynur Güler adıyla 25 sene öğretmenlik yapıp emekli oldu. Şimdilerde ise ara sıra Tosçalı camisine Cuma namazlarına gidiyor. Kendisini namaz kılarken görsem de, aptes alırken hiç görmedim. Tövbe mi etti, yoksa camiye istihbarat toplamaya mı geliyor? Kendisinden başka bilen yok… 2020 yılında, DS dosyasının çıktığı haberini yaptığımda, Messenger’den nekrofil(ölü sevici) damadına benim mezarıma kürettirecek kadar alçaldı(https://www.arda-tuna.com/2020/02/17/allah-ds-ajani-yakinlarini-gudrun-sendromundan-korusun/)…

(Basın etiği ve kuralı gereği, bazı kelimeleri sansürlemek zorunda kaldım)

Sanki kayınpederini DS ajanı olsun diye Gogov’un yanına ben götürdüm…

Artur kod adlı DS ajanı, kendisi gibi seviyesiz bir damat bulmuş, böyle bir ajanın damadından başka ne beklenir ki?

Turgay Raif Mustafa:

Turgay, dosyası açıklanan en genç Tosçalı kökenli DS ajanıdır. Turgay da 18 yaşında DS ajanı yapılmış. “Emil” DS kod ismini almış, dönemin ünlü şarkıcısı Emil Dimitrov, esin kaynağı olmuş olabilir. Dönemin Bulgaristan Komünist Partisi aktivisti ve köy okulunun müdürü olan babası Raif’in, oğlu Turgay’ın DS ajanı yapılmasında parmağı olmaması düşünülemez. Yani oğlunun DS kontenjanından tıp okumasını istemiş olması büyük olasılık… Turgay,  Emil DS kod adını almış ve DS kontenjanından “doktor” olup, daha sonra kulak, burun, boğaz “uzmanı” olmuştur.

Turgay, Tosçalı kökenli dört DS ajanı arasında en masumu olsa gerek…

Totaliter rejimi döneminde, Bulgaristan’da yaşayan Türkler arasında, öyle bir güçlü ajan ağı kurulmuştur ki, neredeyse 4 kişiden biri DS ajanı veya muhbiri yapılmıştır.

Hasan Cesurtürk isimli Facebook takipçimin şu anısı, o dönemi çok iyi özetlemektedir:

“…Geçmişte bunlar hep yaşandı, tarlada aynı gazete kağıdı üzerinde domatesi, ekmeğimizi paylaştığımız kişilerden çok muhbir ve komünistlerin ajanları çıktı(Агент- Ajan). Ben Eskizağra cezaevinde iki siyasi tutuklu yakın arkadaştan birisinin DS ajanı olduğuna tanık oldum…”

Açıkça belirtmek isterim ki, bu alçaklar, şimdi de olsa her adımımızı izliyorlar!

İzlesinler, tek bir canım var, onlardan korkan şerefsizdir!

Yukarıda, dört Tosçalı kökenli DS ajanının dosyaları politikaya karıştıkları ve devlet görevlerinde bulundukları için açıklanmıştır. Aynı köyden daha yüzlerce ajanın ve muhbirin dosyalarının kapalı olduğundan hiç şüphem yoktur!

Durmuş Arda

Devamını Oku

24 Aralık 1984: Tosçalı ilk, Killi, Mastanlı…

24 Aralık 1984: Tosçalı ilk, Killi, Mastanlı…
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Yıl 1984, Aralık ayının sonları…
 
Tüm dünyadaki Noel ve yılbaşı kutlamalarını fırsat bilen Bulgaristan’daki faşist zihniyet, Bulgaristan’da yaşayan Türkleri asimile etme kararını uygulamaya koyuyor…
 
Faşist zihniyet, bu uygulamayı, ilk önce Türklerin yoğun olarak yaşadığı Kırcaali bölgesindeki merkezden uzak küçük yerleşim yerlerinde deniyor…
 
Kırcaali’ye 30 km mesafede, civarın en büyük köylerinden ve sadece Türklerden oluşan Tosçalı köyü sakinleri, sıranın kendilerine de geleceğini bilerek, bu asimilasyon politikasından rahatsız olmaktadır…
 
Köy meydanında ve köy kahvesinde gruplar oluşuyor, bu uygulamaya nasıl bir tepki verilmesi tartışılıyor; bir grup eyleme katılmak isteyenlerin listesini yapıyor, diğer bir grup ise bu listelerin düşmanın eline geçer gerekçesiyle yırtılıp yok edilmesini istiyor…
 
Nihayet 23 Aralık günü, yapılan listeler yırtılıp, 24.12 1984 tarihinde Sütkesiği mevkiinde bulunan Belediye binası önünde protesto mitingi yapılması için kesin karar alınıyor; bu karara, komşu Hallar köyü temsilcileri Fehim Ömer, İsmet Abdüllaziz, Sami Ahmet’ de hemfikir oluyor…
 
23 Aralık Pazar günü, Sabri Kalaycı( Yılmaz), Duran Hüseyin, Recep Akif( Taşçı), Şaban Sadullah, Rıfat Ahmet (Dikme), İrfan Ahmet( Dikme), Salih Ahmet (Özertürk), Fahrı Rıfat, Feyzi Mutaf, Duran Hüseyin, Mümin Akif (Taşçı), Salih Çolakoğlu, Şevket Aşçı, Fahri Rıfat, Hilmi Hacı Mehmet ve nice kahraman, kendi Tosçalı köyünden çıkıp, dizlere kadar kar olmasına rağmen, çevresindeki Hallar, Karamustafalar, Çıraklar, Dedeler, Yusufpaşalar, Mustafacıklar, Haşallar, Ağmatlar köylerine giderek ve tabi o köylerden de katılanlarla birlikte kapı kapı dolaşıp halka, 24.12. 1984 tarihinde Sütkesiği mevkiinde protesto mitingi yapılacağı haberini duyuruyorlar…
 
24 Aralık Pazartesi günü, soğuk, kar, kış demeden on binlerce Türk,“ Biz Türk’üz, Türk kalacağız” sloganlarıyla Sütkesiği mevkiindeki Belediye binasının önüne toplanıyor…
 
Böyle geniş katılımlı bir direniş beklemeyen dönemin faşist zihniyeti, şaşkınlık içinde kalmış ve onların güvenlik güçleri de kalabalığı dağıtmak için silah dipçikleri, coplarla veya uzun namlulu otomatik silahlarla çevredeki ağaçların dallarına ateş açmışlarsa da halkı dağıtmakta başarılı olamamışlardır. Ancak Belediye başkanının telkiniyle halk, evlerine dağılmıştır…
 
Fakat ertesi günü, yüzlerce Türk tutuklanmış, işkence ile sorguya çekilmiş ve onlarcası da Belene kampına sürülmüştür.
 
Tosçalı’dan günlerce işkence edilerek sorgulandıktan sonra, Belene kampına sürülenler Başta Sabri Yılmaz (Kalaycı) olmak üzere, Mümin Çolakoğlu, Recep Taşçı, Duran Hüseyin ve Şaban Sadullah; Hallar’ dan Rıfat Yağcı ve Fehim Ömer; Karamustafalar’dan ise Adem, Tahsin, Yakup Yakupoğlu kardeşler olmuştur…
 
Ancak bu ilk Tosçalı kıvılcımında göstericilere silah çekme cüretini gösteremeyen faşist zihniyetinin canileri, bundan iki gün sonra “Öldür!” emri almış olacaklar ki, Kırcaali’nin diğer bölgelerinde yapılan gösterilerde, protestoculara uzun namlulu otomatik silahlarla ateş açarak ilk cinayetlerini işlemişlerdir…
 
26.12. 1984 tarihinde, Kirli yakınlarında, “ Bir Türk’üz, Türk kalacağız!” yürüyüşüne annesinin kucağında katılan ve konuşmayı yeni sökmeye başlayan 17 aylık Türkan bebek, Ayşe Molla Hasan ve Musa Yakup uzun namlulu silahlarla canice öldürülmüşlerdir ve onlarca protestocu da yaralanmıştır.
 
Yine 26 Aralık tarihinde başlayan ve ertesi 27 Aralık 1984 gününe sarkan Mastanlı(yerel halk diliyle) ve civarında yapılan “Bir Türk’üz, Türk kalacağız!” mitinglerinde ve daha sonraki olaylarda, daha hayatının baharındaki 16 yaşındaki Mümin Ahat, Yusuf Mehmet, Mustafa Ali, Abdülaziz Bekir, Mehmet Habil, Ali Osman Ali, İbrahim İbrahim, Mustafa İbrahim, Mustafa Osman canice öldürülmüşlerdir.
 
41 yıl sonra, geriye dönüp, durum değerlendirmesi yapılırsa:
Bugün ilk Tosçalı kıvılcımının kahramanlarının hiçbiri memleketinde yaşamamaktadır; üç bin nüfuslu Tosçalı köyünde, bugün genellikle yaşlılardan oluşan 400 civarında nüfus yaşamaktadır; 500 İlköğretim çağındaki çocuktan, sadece 10 civarında  öğrenci kalmıştır, yani çocuk sayısı % 98 azalmıştır…
 
Killi ve Mastanlı’da da durum farklı değildir…
 
Bursa’ya göç eden Türkan bebeğin ailesi, Bulgaristan’da yaşadıkları travmayı hala üstlerinden atamamışlardır. Türkan bebeğin babası genç yaşta vefat etmiş, 1986 yılında doğan ve aynı ismi taşıyan kız kardeşi Türkan ise, aile ortamından dolayı çağın gerektirdiği eğitimi alamamıştır…
 
Yine Bursa’ya göç eden Ayşe Molla Hasan’ın çocukları, çocuk yaşta annelerini kaybetmelerinin acısını üstlerinden atamamışlardır. Üstelik Bulgaristan’a, doğdukları köylerine ziyarete geldiklerinde ise, “araba hırsızlığı” suçlamasıyla devlet görevlilerince sorgulanıp hala baskı altına alınmaktadırlar…
 
Mastanlı şehitlerinin yakınlarının durumunun akıbeti de hemen hemen aynıdır…
 
Ne yazık ki, bugün, Kırcaali bölgesindeki mücadele adamları kovulmuş, faşist zihniyetinin kalıntıları ise hala görev başındadır…
 
Şehitlerin ve kahramanların savaştığı doğrultuda hiçbir şey yapılmazken…
 
Bugün, 90’lıyılların başlarında halkın baskısıyla yaptırılan kahramanlık ve şehitlik anıtları, bazılarının “Türk partisi” dediği, aslında yönetiminin neredeyse tamamının Türklere zulüm eden faşist zihniyetinin, yani eski DS(totaliter rejimin gestaposu) ajanlarından oluşan ve onların yeni yetme beslemelerinin, siyasi beslenme yeri olması…
 
Olayın garip tarafıdır!
Durmuş Arda
Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.