07 Mayıs 2026 Perşembe
Son yıllarda, özellikle Türkiye’nin Batı bölgelerinde, devlet yönetimindeki temsil adaleti üzerine ciddi tartışmalar yaşanmaktadır. Kamuoyunda zaman zaman “Memleketi Lazlar ve Kürtler yönetiyor” vs gibi etnik temelli hatalı tanımlamalar yapılsa da, meselenin özü aslında devletin karar mekanizmalarındaki coğrafi dengesizlik ve liyakat tartışmalarıdır.
Mevcut yönetim tablosuna bakıldığında, coğrafi kökenlerin dağılımı dikkat çekici bir tablo ortaya koymaktadır. Yakın zamana kadar 19 kişiden oluşan Bakanlar Kurulu’nun %47,3’ü Karadeniz kökenli isimlerden oluşmaktaydı. Son değişikliklerle bu oran %42,1’e gerilese de, Doğu Karadeniz kökenlilerin hakimiyeti devam etmektedir.
Daha da çarpıcı olanı, Türkiye nüfusunun yarısından fazlasının yaşadığı, sanayi ve eğitimin merkezi olan Marmara ve Ege bölgelerinden kabinede tek bir temsilcinin dahi bulunmamasıdır. 10 milyonluk Akdeniz bölgesinden ise yalnızca bir bakan görev yapmaktadır.
81 il valisinin bölge kökenlerine bakıldığında da benzer bir yoğunlaşma görülmektedir:
Nüfusları milyonları bulan İstanbul ve Bursa gibi şehirler tek bir vali çıkaramazken, 460 bin nüfuslu Elazığ kökenli 4 valinin bulunması, yönetimdeki “bölgesel ağların” etkinliği sorusunu akıllara getirmektedir. Ocak ayındaki valiler kararnamesiyle İstanbul kökenli tek vali, Trabzon kökenli 5 validen 3’ü birden görevden alındığı için, en çok vali çıkarma liderliği Trabzon’dan Elazığ iline geçti… Bilindiği gibi Elazığ, Sedat Peker’in “derin Memet” dediği Mehmet Ağar’ın doğduğu ildir.
Temsil krizi sadece iktidar kanadında değil, muhalefet partilerinde de benzer bir yapı sergilemektedir. Meclis’te grubu bulunan veya yeni kurulan partilerin lider kadroları incelendiğinde, Karadeniz kökenli isimlerin mutlak üstünlüğü görülmektedir. Ankara’nın batısından çıkan lider figürlerinin eksikliği, siyasetin coğrafi olarak dar bir bölgeye sıkıştığının kanıtı niteliğindedir. Örneğin AKP, İYİ Parti, Yeniden Refah Partisi, Anahtar Partisi vs gibi partilerin genel başkanları Karadeniz bölgesi kökenlidir. Ana muhalefet partisi olan CHP’nin fiili başkanı da Karadeniz bölgesi kökenlidir…
Siyasi temsilin bu denli bölgeselleşmesi, ekonomik gücün el değiştirmesine de neden olmuştur. Geçmişte “Türk ulusal bilinci” ile hareket eden ve Türkiye’nin Batı bölgesi kökenli olan sermaye gruplarının yerini, büyük ölçüde Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu kökenli iş adamları almıştır. Bu durum, sadece ekonomik bir değişim değil, aynı zamanda yargı ve güvenlik bürokrasisindeki atamalarla da desteklenen bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yönetimdeki bu coğrafi dengesizlik, kamuoyunda haklı bir liyakat tartışmasını tetiklemektedir. KPSS puanları, mülakat süreçleri ve devlet memurluğuna alımlarda “hemşerilik” bağının liyakatin önüne geçip geçmediği, toplumun vicdanını yaralayan bir soru işareti olarak durmaktadır.
Özellikle son yıllarda yaşanan organize suç olayları, sokak cinayetleri ve toplumsal şiddet vakalarındaki fail profillerinin coğrafi kökenleri ile yönetimdeki ağırlığın kesişmesi, sosyolojik bir inceleme gerektirmektedir.
Türkiye’nin modern, çağdaş ve liyakate dayalı bir yönetim yapısına kavuşabilmesi için, devletin tüm kademelerinde coğrafi temsil adaletinin sağlanması elzemdir. Nüfusun, eğitimin ve üretimin büyük kısmını sırtlayan Ankara’nın Batı kısmının yönetimden dışlanması, toplumsal barışı ve devlet aidiyetini zedelemektedir.
Bugün sorulması gereken asıl soru şudur:
Türkiye, ortak bir “devlet aklı” ile mi, yoksa belirli bölgelerin kültürel ve siyasi reflekslerini yansıtan bir “hemşerilik aklı” ile mi yönetilmektedir?
Durmuş Arda
Dün yapılan Bulgaristan genel seçimlerini, kesin olmayan sonuçlara göre, seçmenlerin oylarının % 44’ünü alan eski Cumhurbaşkanı ve emekli general Radev’in liderliğindeki Progresif(Terakki-İlerleyici) Bulgaristan koalisyonu kazandı.
Açılan seçim sandıklarının %100’üne göre, gerek Bulgaristan’da, gerek Türkiye’deki mafya yapılanmalarının “Türk partisi” olarak lanse ettikleri eski totaliter rejimin gestaposu olan DS ve şimdiki DANS kadrolarının kontrolündeki ve liderliğini eski DS ajanı Angel Krıstev’in torunu Delyan Peevski yönetimindeki “Hak ve Özgürlükler” Hareketi{HÖH/D(p)S] oyların %7’sini ancak alabildi… İki sene önce {HÖH/D(p)S] oluşumundan kovulan, yine “derin” yapılanmaların kontrolündeki Ahmet Doğan yönetimindeki APS(Hak ve Özgürlükler Aliansı) oluşumu ise, sadece % 1.5 oy alarak, %4’lük barajın altında kaldı… Totaliter rejimin komünist partisinin devamı olan Bulgaristan Sosyalist Partisi de, aldığı % 3 oyla ilk defa baraj altında kaldı…
Daha önceki Bulgaristan seçimlerine göre, dünkü seçimlerde kontrollü oylar, özellikle Roman mahalleleri ve Türklerin yaşadığı bölgeler- fazla sıkı da olmasa- takibe alındı; oy satın alınması, seçim sandığı yolsuzlukları, seçmenlere yönelik tehdit ve şantajlar az da olsa önlendi.
Örneğin Kırcaali bölgesindeki Türk asıllı seçmenlerin %10-15’inin Radev’in İlerleyici Bulgaristan oluşumuna oy kullandığı görülmektedir. Bu oran Kuzey Bulgaristan’daki Türkler arasında daha fazladır.
Daha önceki seçimlerde Kırcaali’deki bir Roman mahallesindeki seçmenler, oylarının %80-90 civarını {HÖH/D(p)S] oluşumlarına verirken, dün bu oluşumlara %55 oy verildi. Dün, Radev’in yeni oluşumuna ise %30 oy çıktı…
Kırcaali Kızılağaç belediyesi bölgesinde yaşayan Müslüman Pomakların %50-57’si, Radev’in yeni oluşumuna oy verdi…
Bilindiği gibi, 2001 senesinden beri Türkiye’deki göçmenlerin oylarının % 90’ından fazlası, – Bulgaristan’daki derin yapılanma doğrultusunda- Türkiye’deki derin yapılanma tarafından perde arkasından kontrol edilmekteydi. Bu sefer her iki DS oluşumunun oyları %73’de kaldı; göçmenlerin %17’si Radev’in yeni oluşumuna oy verdi.
Sanki dün prangalar kırılmaya başlandı!
Örneğin Kuzey Bulgaristan göçmenlerinin yoğun olarak yaşadığı Çorlu Şeyhsinan’da kurulan sandıktan Radev oluşumuna %55 civarında, yine Çorlu Havuzlar’daki sandıktan ise %37 civarında oy çıktı…Bunların çoğunun oy pusulasıyla değil, makinede oy kullandıkları anlaşıyor. Bundan onların eğitim seviyelerinin daha yüksek olduğunu anlayabiliriz. Yani İttihat ve Тerakki (Birlik ve İlerleyici)misali…
Peki, Bulgaristan parlamentosunun 240 milletvekili koltuğundan 130 civarını kazanan Radev’in liderliğindeki İlerleyici Bulgaristan koalisyonundan ne bekleniyor:
-İlk önce, derin yapılanmanın göreve getirdiği Bulgaristan başsavcının görevden alınması(Bilindiği gibi, aynı başsavcının görev süresinin aylar önce dolmasına rağmen, bu koltukta yasadışı oturmaya devam etmektedir)…
-Hırsızlıkların, yolsuzlukların, mafya yapılanmaların önüne geçilmesi…
-Nepotizme değil, yeterliliğe(liyakata) dayalı bir bakanlar kurulu oluşturulması…
-Korman İsmailov gibi, en az 3 Türk asıllı teknokratın yeni hükümette de yer almalarını…
-Sosyal ve Ekonomik reformların yapılması…
Gençlere iş imkanı tanıyarak, Avrupa ülkelerine gurbete gitmelerini önlenmesi
-Azınlık haklarının korunması vs…
Bunlara birçok beklenti eklenebilir. Beklentiler çok da…
Eskiden de çok umutlandık. Zaman neyi gösterir, bilemeyiz!
Kurulacak yeni güçlü hükümet, Bulgaristan vatandaşlarına, komşu ülkelere, Avrupa Birliğine hayırlı olsun!
Durmuş Arda
Eski Cumhurbaşkanı General Rumen Radev, önümüzdeki Pazar günü(19.04.2026) yapılacak olan Bulgaristan genel seçimlerinde, en güçlü Başbakan adaylarından birisidir.
3 ay önce politikaya atılmak için Cumhurbaşkanlığı görevinden istifa eden Radev, 1963 yılı Kayacık(Dimitrovgrad) doğumlu olsa da, aslen Hskova Harmalı’ya bağlı Karaşlı(Slavyanovo) köyü kökenlidir.
Karaşlı, Osmanlı döneminde Kastamonu Karaş’tan göç eden Türkler tarafından boş araziye kurulan bir yerleşim merkezidir(Bilindiği gibi Karaş, Altay- Türk mitolojisine göre yeraltı tanrısıdır). Köy, 1877-1878 Osmanlı- Rusya savaşından(93 harbi) sonra, Doğu Rumeli topraklarında kalmıştır.
Osmanlı döneminde tamamen Türk asıllılardan oluşan Karaşlı, 93 harbinden sonra kısmen, 1885 yılında Doğu Rumeli Bulgaristan tarafından ilhak edildikten sonra ise Türkler tamamen kovulmuşlardır.
Masum köylü Türklerin evlerini, tarlalarını, hayvanlarını vs işgal edenler, ilk önce köyün adını Rus egemenliğinden etkilenerek “Koraşliy” koymuşlar. Çünkü Rusça’da “iy” eki çok kullanılmaktadır; Ruskiy, Sovetskiy… Hani bizim yaşlılar totaliter rejiminin asimilasyon döneminde “geldisvay- gittisvay” gibi “Bulgarca” konuşuyorlardı ya, aynen öyle olmuş. Yerel Türkçe de kuraş; güçlü, cesur, cesaretli anlamındadır. Kendilerinin Türk boylarından gelmediğini düşünen Karaşlı’nın yeni sakinleri, bunu 30 sene sonra ancak anlamışlar…
Karaşlı, 1878- 1907 yılları arasında Koraşliy, 1907-1946 yılları arasında Knyaz Borisovo, 1946 yılından sonra ise Slavyanovo(Slavyanlar) olmuş.
Birkaç gün önce Karaşlı’dan geçtim, Türk asıllıların yaşadığı komşu Küçükyağcılı(Malık İzvor) ile Bulgar asıllıların yaşadığı Karaşlı’da- Romanların dışında- aynı tip insanları gördüm. Slavyan ırkına benzeyen birisini göremedim. Her iki köyde de Romanların fazlalığı göze çarpmaktadır. Ancak Karaşlı, nispeten düz, ova olan yerdedir. Yani Türkler, ovadan daha bir agresif şekilde kovulmuş…

Karaşlı kilisesi

Karaşlı(Slavyanowo) kilisesinin giriş kapısı, zemin dolgusu yapıldığı için çok alçak kalmış.
Karaşlı(Slavyanovo) kilisesinin eski bir camiden dönüştürüldüğü açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Caminin minaresi yıkılmış, 10-15 metre uzaklığa çan kulesi yapılmış. Kulenin alt kısmına Balkan savaşlarında ve 1. Dünya savaşında ölenlerin adları yazılı anıt mermeri konulmuş. Karaşlılı Radev, çocukluğunda bu “kahramanca” ölenlerin isimlerini çok okumuştur. Onların vatan için öldüklerine inanmıştır. Oysa Birinci, İkinci Balkan ve 1. Dünya savaşlarında çarlık Bulgaristan, çar Ferdinad’ın egosundan dolayı komşu devletlere saldıran ülke olmuştur.
Radev, geçen Mart ayında, Eskizağra’da, Bulgaristan kuruluşuyla hiç ilgisi olmayan 3 Mart gününü kutladı, yani Sanstefano antlaşmasınını gününü… Anlaşılan Radev’e, Bulgaristan’ın 13.07.1878 tarihli uluslar arası Berlin konferansıyla kurulduğunu, Karaşlı köyünü Osmanlı dönemindeki Celali isyanları sonucu sürülen Türklerin kurduğunu ve atalarının sivil Türkleri kovduğunu kimse söylememiş…
Bugünlerde Karaşlı camisinde- “kilisesinde”, paskalya öncesi tadilat çalışması yapılmış, kutsal Cuma, Cumartesi ve Pazarı dolayısıyla ara verilmiş, Paskalya ayinlerine hazır hale getirilmiş olsa gerek…
Birkaç Karaşlı sakini ile konuşma fırsatım oldu, köyde 60’lı, 70’li senelerde de tütün üretiliyormuş. Yani hepimizin ürettiği tütün, Haskova sigara fabrikasında sigara olup, DS ve Türkiye’deki mafya yapılanmaların işbirliğiyle(bu iş birliği hala sürmektedir), Türkiye’ye kaçak sigara olarak giriyormuş(Rahmetli Turgut Özal, bunu defalarca dile getirdi)…

70’li senelerin bu Karaşlı çocuğunda kendini görenler var mıdır? Ben o yaşlarda komünizmi kurmak hayaliyle günde 16 saat tütün diziyordum…
Tanıştığım tüm Karaşlı sakinlerinin, oylarını Radev’e vereceklerini, Radev’in yaşlı annesinin de hala köyde oturduğunu söylediler.
Radev, Kayacık(Dimitrovgrad) şehrinde doğmuştur. Yani romantik şair Penyo Penev’in yaşadığı ve intihar ettiği şehirde…
Radev’in kuşağındaki hepimiz gibi, Penev’in şu dizelerinden etkilenmemesi mümkün değil:
“… Ölümsüzlüğün ve kolay yolların hayalini değil,
kış günü için sıcak bir parka hayalini kuruyorum.
Umudum o ki, benim burada kurduklarım, sonsuza dek ölümsüz kalsın!”
Penev, kendi çapında ölümsüz eserler bıraktı!
Bizim gibi, sonradan gelen kuşağın hayalleri hiçbir zaman gerçekleşmedi…
Radev, çocukluk ve gençlik yıllarında komünizmi kuracaktı, askeri pilot olduktan sonra Sovyetler yapımı Mig uçağı ile NATO uçağı olan F16 uçaklarını vuracaktı, bunun imkansız olduğunu 40 yaşlarındayken Bulgaristan NATO üyesi olduktan sonra F16 uçaklarını tanıdığında farkına vardı…
Radev, gerek çocukluğunda, gerek askeri okulda Türk düşmanlığı ile yetişti, “Çalışmazsak, Türkler bizi domates kazıklarıyla dövmeye gelecekler” gibisinden…
Onun kuşağındaki hepimiz gibi, Radev’te oraya buraya savruldu, fakat vatan sevgisinden ve dürüstlüğünden hiç taviz vermedi, hep Bulgaristan için bir şeyler yapmaya çalıştı, bunun için eğitimli ve donanımlıydı da…
Radev, 9 senelik Cumhurbaşkanlığı döneminde, sembolik bir görevde ve icranın başı olmadığı için, eski totaliter rejimin gestaposu olan DS kadrolarının mafya yapılanmasının kontrollü oylarıyla baş edemedi. Çünkü gerek Bulgaristan’da yaşayan, gerek Türkiye’ye göç etmiş Türk asıllıların oyları da kontrollüdür! Her iki ülkenin hükümetlerine sirayet etmiş mafya yapılanmaları, perde arkasından Türklerin oylarını kontrol etmektedir. Bir önceki seçimlerde, oyların nerdeyse %50’si DS uzantılarının kontrolündeydi. Ancak seçimleri organize eden bu seferki geçici teknokrat hükümeti sanki ipleri kısa tutuyor…
Radev’in kurduğu Progresif Bulgaristan koalisyonu, birkaç partiden oluşmaktadır. Progresif, ilerleme demektir. Yani 19. yüzyılın sonunda Osmanlı’da kurulan İttikat ve Terakki(Birlik ve İlerleme)’nin İlerlemesi benzeri… Darısı Türkiye’nin başına…
Radev’in Progresif Bulgaristan Koalisyonu, diğer kötü parti ve koalisyonlar arasında en iyi oluşumdur. Yani kötülerin en iyisidir!
Onun için oyum, Radev ve Progresif Bulgaristan Koalisyonuna!
Durmuş Arda
Sağlığım pek iyi olmadığı için yazılarıma epey ara vermiştim. Ancak birkaç gün önce hiç ummadığım bir köydeşimin, totaliter rejimin gestaposu olan DS ajanı olduğunu öğrenince tansiyonum çıktı, nabzım yükseldi, içimden “şerefsize bak sen!” diyerek uykularım kaçtı. Üstelik iki senedir bunu göremediğim için de kendime hayli kızdım…
1985-1989 yıllarında Bulgaristan’daki asimilasyon sürecinde bir Türk olarak aşağılanmam, incinmem, gururumun kırılması gözümün önünden geçti. 1988 yılında, Macaristan’dan kaçma girişimim sonucunda yakalanmam, bir ay Budapeşte’de tutuklu kalmamdan sonra, Bulgaristan’a iade edilmem ve bir hafta da Sofya 6. bölge DS hücrelerinde sorguya çekilmemden dolayı çektiğim acılar, Türkiye’ye göç ettikten sonra ilk senelerde çektiğim zorluklar aklıma geldi…
Azis Murad’ın DS dosyası:
Peki, kimdi bu DS dosyası açılan köylüm? Hiç ummadığım Naslar’daki rahmetli Halil İbrahim aganın oğlu Aziz(Aziz ismi, Bulgaristan’daki kayıtlara genelde Azis olarak yazılır)… Aziz, üniversite mezunu, öyle kendi halinde, sakin, güler yüzlü, ne kokar ne, bulaşır…

Aziz, daha 18 yaşında DS ajanı yapılmış… 18 yaşındaki bir çocuk DS’den ne anlar? Hele Aziz gibi birisi… Ben 18 yaşındayken her genç gibi, kız peşinde ve eğlenmeye bakardım. Aziz’i, ajan olması için DS subayı Gogov’un yanına kim götürdü? Ben şahsen çenesi düşük olan eski “öğretmen” Kotsev’in götürebileceğinden şüpheleniyorum. Aziz, Ahil(Aşil) DS ajanı kod ismini kendisi mi seçti, yoksa kendisine başkası mı empoze etti?
Aziz, güçlü, izzet ve şeref sahibi demektir. Ahil(Aşil) ise, milattan 800 sene önce Homeros tarafından yazılan “İlyada” eserinde, Truva’nın en cesur, en kahraman, en yakışıklısı olarak belirtilmiştir. Hem Azis ismi, hem Ahil DS kod ismi, her bakımdan köylüm Aziz ile karşıtlık oluşturmuyor mu?
Demek ki Aziz’in üniversitede okuyacak kapasitesi yoktu ve üniversiteye de DS kontenjanından girdi…Gerek üniversite yıllarında, gerek iş hayatında hep birileri destek olmuş… Buna rağmen bir belediye başkanı veya bir milletvekili dahi olamadı.
Aziz’in DS dosyasının 2024 yılına kadar açıklanmamasında da bir gariplik var; 29.10.2014, 25.01.2016, 12.06.2018, 04.02.2020, 20.10.2020 ve 08.03.2024 tarihlerinde çeşitli görevler üstlendiği için yoklama yapılmış, DS ajanlığı tespit edilmemiş…
Ancak Aziz’in DS dosyası 04.07.2024 tarihinde yeniden yoklanmış ve DS bağlantısı tespit edilmiş. Garip olan Mart ayındaki ve Temmuz ayındaki yoklama da aynı gerekçeyle yapılmış: 2023 yılında yapılan yerel seçimlerdeki belediye meclis üyeliği…
Dosyalar kanununa göre aktif(hala görevde olan ajan. Bulgarca: действащ агент) istihbarat görevinde bulunanların DS dosyaları açıklanmıyor. Ne oldu da 2024 Mart ayında tespit edilemeyen DS ajanlığı, aynı yılın Temmuz ayında nasıl tespit edildi? Çünkü aynı yılın Temmuz ayının birinde, Hak ve Özgürlükler Hareketi{HÖH/D(p)S}, Delyan Peevski ve Ahmet Doğan grupları olmak üzere ikiye bölündü.
Bulgaristan yeni istihbarat kurumu olan DANS’ın 2013 yılında 1-2 gün başkanlığını yapan Delyan Peevski, karşı grupta kalmayı tercih eden Azis Murad’ı DANS’taki görevinden uzaklaştırma emri vermiş, hemen arkasından Azis’in DS dosyasının yoklanması emrini de vermiş olabilir. Çünkü Peevski’nin DANS’taki bağlantılarının çok güçlü olduğu bilinen bir gerçektir. Bilindiği gibi Peevski, eski DS albayı Angel Krıstev’in torunudur. Görev, deden toruna…
Azis Murad, Temmuz 2024 yılına kadar ajanlık görevine devam etmiş olabilir. Bu nedenle Azis, aşağıda dosyaları açıklanan diğer Tosçalı kökenli ajanların en tehlikelisi olabilir.
Diğer açıklanan Tosçalı kökenli DS ajanları dosyaları…
Şaban Hüseyin Hüseyin, namı diğer şahın Şaban:

Şahın Şaban, 19 yaşında Zuderman(Alman yazar Hermann Sudermann’ın adı olsa gerek) ve Şükriev iki kod adıyla DS ajanı yapılmış. Burada da Hermann Sudermann anısına hakaret vardır. Şahın Şaban da DS kontenjanından üniversite okumuş ve agronom, yani tarım uzmanı mezunu olup; kooperatif başkanı, belediye başkanı, en son köy muhtarı olarak görev yapmıştır.
Şahın Şaban’ı, 1988 yılının Ağustos ayında Çekoslovakya’ya grup halinde yaptığımız bir gezide, daha yakından tanıma fırsatım oldu, birkaç akşam oturup kafa çektik, o zamanki totaliter rejimi öve öve bitiremiyordu, bu yüzden çok tartışmamız oldu, kızdığında “ebenin a.ı” diyerek çekip gidiyordu, o zamanlar hafiften kafayı sıyırmaya başlamıştı. Gezi dönüşü, ben Budapeşte de trenden inip ayrıldıktan sonra, grup yöneticileri beni trende ararken, ajan Zuderman, beni kastederek “Bu gibilerini yurtdışına salarken bize niye sormuyorlar” demiş. DS ajanı Zuderman ile Türkiye’ye göç etmeden 1-2 ay önce, Sütkesiği meydanında karşılaştık, bana keyifli keyifli dönerek, Bulgarca, “Ben sana gittiğin yolun yanlış olduğunu söylemedim mi? dedi, bende kendisine ” Ben yolumdan vazgeçmem” dedim. O, bir buçuk sonra benim gittiğim yola geldi…
Şahın Şaban- Zuderman, benden bir buçuk yıl sonra Türkiye’e göç ettiğinde ilk olarak nereye geldi biliyor musunuz? Benim yerleştiğim Lüleburgaz’a… Çünkü Lüleburgaz’da 70’li senelerde göç etmiş kardeş çocukları vardı, bir- iki zaman kaldı, benim de Lüleburgaz’da olduğumu duyunca, totaliter rejimi döneminde çaldıklarıyla çekip gitti Bursa’ya…
Şahın Şaban- Zuderman’n Bulgaristan totaliter rejimi döneminde devlet görevleri yaptığı esnada, Türk asıllı köydeşlerine her türlü alçaklığı yapmış birisi olduğunu vicdan rahatlığıyla yazabilirim
Aynur Ömer Hüseyin, namı diğer Aynur malim:

Aynur malim(muallim), 24.12.1984 yılındaki ilk asimilasyona karşı yapılan yürüyüşün bir gün öncesi organize edenlerin arasına karışıp, komşu köy olan Hallar’a kadar gitmiş, diğerleri birkaç köy daha gezerken o evine dönmüş. Yani gerekli istihbaratı toplayıp evine dönmüş olabilir. Bu olaydan 10-15 gün sonra da DS ajanı olmuş, Artur ve Georgiev DS kod adlarını almıştır. Artur’un anlamı ayı adamdır. Seçtiği DS kod adı, Aynur malime cuk diye oturmuş, kendisiyle hiç karşıtlık oluşturmuyor. Ancak ayılara da biraz hakaret var, çünkü onlar ajanlık yapmıyor.
Artur- ayı adam, 1984-1989 yılları arasında, ibadet edilmesin diye cami önlerinde nöbet tutuyordu. 06.05.1989 tarihinde, iki arkadaşımla Tosçalı medresesine Ramazan bayramı namazına giderken, o, diğer öğretmenlerle birlikte medrese yolunda nöbet tutuyordu, lümpen köy muhtarıyla tartışmamıza da tanık olanlardan birisi de odur. Bu olaydan 10 gün sonra Kırcaali merkezdeki DS ofisine çağrıldım “ailecek yurtdışı pasaportunuz hazır, vizesiz sadece Avusturya ve İsveç’e gidebilirsiniz, Türkiye’ye gitmek istersen vize almanız gerekiyor” dediler. 1989 yılında, Tosçalı kökenli yurtdışı pasaportu alan ilk kişi benim. Benim Türkiye vizem 28 Mayıs günü çıktı, 29 Mayıs günü de Türkiye sınırları açtı…
DS ajanı Artur- Georgiev’e, yani Aynur malime dönersek, 1989 senesinden sonra, o da İstanbul’a göç etti ve orada Aynur Güler adıyla 25 sene öğretmenlik yapıp emekli oldu. Şimdilerde ise ara sıra Tosçalı camisine Cuma namazlarına gidiyor. Kendisini namaz kılarken görsem de, aptes alırken hiç görmedim. Tövbe mi etti, yoksa camiye istihbarat toplamaya mı geliyor? Kendisinden başka bilen yok… 2020 yılında, DS dosyasının çıktığı haberini yaptığımda, Messenger’den nekrofil(ölü sevici) damadına benim mezarıma kürettirecek kadar alçaldı(https://www.arda-tuna.com/2020/02/17/allah-ds-ajani-yakinlarini-gudrun-sendromundan-korusun/)…

(Basın etiği ve kuralı gereği, bazı kelimeleri sansürlemek zorunda kaldım)
Sanki kayınpederini DS ajanı olsun diye Gogov’un yanına ben götürdüm…
Artur kod adlı DS ajanı, kendisi gibi seviyesiz bir damat bulmuş, böyle bir ajanın damadından başka ne beklenir ki?
Turgay Raif Mustafa:

Turgay, dosyası açıklanan en genç Tosçalı kökenli DS ajanıdır. Turgay da 18 yaşında DS ajanı yapılmış. “Emil” DS kod ismini almış, dönemin ünlü şarkıcısı Emil Dimitrov, esin kaynağı olmuş olabilir. Dönemin Bulgaristan Komünist Partisi aktivisti ve köy okulunun müdürü olan babası Raif’in, oğlu Turgay’ın DS ajanı yapılmasında parmağı olmaması düşünülemez. Yani oğlunun DS kontenjanından tıp okumasını istemiş olması büyük olasılık… Turgay, Emil DS kod adını almış ve DS kontenjanından “doktor” olup, daha sonra kulak, burun, boğaz “uzmanı” olmuştur.
Turgay, Tosçalı kökenli dört DS ajanı arasında en masumu olsa gerek…
Totaliter rejimi döneminde, Bulgaristan’da yaşayan Türkler arasında, öyle bir güçlü ajan ağı kurulmuştur ki, neredeyse 4 kişiden biri DS ajanı veya muhbiri yapılmıştır.
Hasan Cesurtürk isimli Facebook takipçimin şu anısı, o dönemi çok iyi özetlemektedir:
“…Geçmişte bunlar hep yaşandı, tarlada aynı gazete kağıdı üzerinde domatesi, ekmeğimizi paylaştığımız kişilerden çok muhbir ve komünistlerin ajanları çıktı(Агент- Ajan). Ben Eskizağra cezaevinde iki siyasi tutuklu yakın arkadaştan birisinin DS ajanı olduğuna tanık oldum…”
Açıkça belirtmek isterim ki, bu alçaklar, şimdi de olsa her adımımızı izliyorlar!
İzlesinler, tek bir canım var, onlardan korkan şerefsizdir!
Yukarıda, dört Tosçalı kökenli DS ajanının dosyaları politikaya karıştıkları ve devlet görevlerinde bulundukları için açıklanmıştır. Aynı köyden daha yüzlerce ajanın ve muhbirin dosyalarının kapalı olduğundan hiç şüphem yoktur!
Durmuş Arda
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.