14 Nisan 2026 Salı
Eski Cumhurbaşkanı General Rumen Radev, önümüzdeki Pazar günü(19.04.2026) yapılacak olan Bulgaristan genel seçimlerinde, en güçlü Başbakan adaylarından birisidir.
3 ay önce politikaya atılmak için Cumhurbaşkanlığı görevinden istifa eden Radev, 1963 yılı Kayacık(Dimitrovgrad) doğumlu olsa da, aslen Hskova Harmalı’ya bağlı Karaşlı(Slavyanovo) köyü kökenlidir.
Karaşlı, Osmanlı döneminde Kastamonu Karaş’tan göç eden Türkler tarafından boş araziye kurulan bir yerleşim merkezidir(Bilindiği gibi Karaş, Altay- Türk mitolojisine göre yeraltı tanrısıdır). Köy, 1877-1878 Osmanlı- Rusya savaşından(93 harbi) sonra, Doğu Rumeli topraklarında kalmıştır.
Osmanlı döneminde tamamen Türk asıllılardan oluşan Karaşlı, 93 harbinden sonra kısmen, 1885 yılında Doğu Rumeli Bulgaristan tarafından ilhak edildikten sonra ise Türkler tamamen kovulmuşlardır.
Masum köylü Türklerin evlerini, tarlalarını, hayvanlarını vs işgal edenler, ilk önce köyün adını Rus egemenliğinden etkilenerek “Koraşliy” koymuşlar. Çünkü Rusça’da “iy” eki çok kullanılmaktadır; Ruskiy, Sovetskiy… Hani bizim yaşlılar totaliter rejiminin asimilasyon döneminde “geldisvay- gittisvay” gibi “Bulgarca” konuşuyorlardı ya, aynen öyle olmuş. Yerel Türkçe de kuraş; güçlü, cesur, cesaretli anlamındadır. Kendilerinin Türk boylarından gelmediğini düşünen Karaşlı’nın yeni sakinleri, bunu 30 sene sonra ancak anlamışlar…
Karaşlı, 1878- 1907 yılları arasında Koraşliy, 1907-1946 yılları arasında Knyaz Borisovo, 1946 yılından sonra ise Slavyanovo(Slavyanlar) olmuş.
Birkaç gün önce Karaşlı’dan geçtim, Türk asıllıların yaşadığı komşu Küçükyağcılı(Malık İzvor) ile Bulgar asıllıların yaşadığı Karaşlı’da- Romanların dışında- aynı tip insanları gördüm. Slavyan ırkına benzeyen birisini göremedim. Her iki köyde de Romanların fazlalığı göze çarpmaktadır. Ancak Karaşlı, nispeten düz, ova olan yerdedir. Yani Türkler, ovadan daha bir agresif şekilde kovulmuş…

Karaşlı kilisesi

Karaşlı(Slavyanowo) kilisesinin giriş kapısı, zemin dolgusu yapıldığı için çok alçak kalmış.
Karaşlı(Slavyanovo) kilisesinin eski bir camiden dönüştürüldüğü açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Caminin minaresi yıkılmış, 10-15 metre uzaklığa çan kulesi yapılmış. Kulenin alt kısmına Balkan savaşlarında ve 1. Dünya savaşında ölenlerin adları yazılı anıt mermeri konulmuş. Karaşlılı Radev, çocukluğunda bu “kahramanca” ölenlerin isimlerini çok okumuştur. Onların vatan için öldüklerine inanmıştır. Oysa Birinci, İkinci Balkan ve 1. Dünya savaşlarında çarlık Bulgaristan, çar Ferdinad’ın egosundan dolayı komşu devletlere saldıran ülke olmuştur.
Radev, geçen Mart ayında, Eskizağra’da, Bulgaristan kuruluşuyla hiç ilgisi olmayan 3 Mart gününü kutladı, yani Sanstefano antlaşmasınını gününü… Anlaşılan Radev’e, Bulgaristan’ın 13.07.1878 tarihli uluslar arası Berlin konferansıyla kurulduğunu, Karaşlı köyünü Osmanlı dönemindeki Celali isyanları sonucu sürülen Türklerin kurduğunu ve atalarının sivil Türkleri kovduğunu kimse söylememiş…
Bugünlerde Karaşlı camisinde- “kilisesinde”, paskalya öncesi tadilat çalışması yapılmış, kutsal Cuma, Cumartesi ve Pazarı dolayısıyla ara verilmiş, Paskalya ayinlerine hazır hale getirilmiş olsa gerek…
Birkaç Karaşlı sakini ile konuşma fırsatım oldu, köyde 60’lı, 70’li senelerde de tütün üretiliyormuş. Yani hepimizin ürettiği tütün, Haskova sigara fabrikasında sigara olup, DS ve Türkiye’deki mafya yapılanmaların işbirliğiyle(bu iş birliği hala sürmektedir), Türkiye’ye kaçak sigara olarak giriyormuş(Rahmetli Turgut Özal, bunu defalarca dile getirdi)…

70’li senelerin bu Karaşlı çocuğunda kendini görenler var mıdır? Ben o yaşlarda komünizmi kurmak hayaliyle günde 16 saat tütün diziyordum…
Tanıştığım tüm Karaşlı sakinlerinin, oylarını Radev’e vereceklerini, Radev’in yaşlı annesinin de hala köyde oturduğunu söylediler.
Radev, Kayacık(Dimitrovgrad) şehrinde doğmuştur. Yani romantik şair Penyo Penev’in yaşadığı ve intihar ettiği şehirde…
Radev’in kuşağındaki hepimiz gibi, Penev’in şu dizelerinden etkilenmemesi mümkün değil:
“… Ölümsüzlüğün ve kolay yolların hayalini değil,
kış günü için sıcak bir parka hayalini kuruyorum.
Umudum o ki, benim burada kurduklarım, sonsuza dek ölümsüz kalsın!”
Penev, kendi çapında ölümsüz eserler bıraktı!
Bizim gibi, sonradan gelen kuşağın hayalleri hiçbir zaman gerçekleşmedi…
Radev, çocukluk ve gençlik yıllarında komünizmi kuracaktı, askeri pilot olduktan sonra Sovyetler yapımı Mig uçağı ile NATO uçağı olan F16 uçaklarını vuracaktı, bunun imkansız olduğunu 40 yaşlarındayken Bulgaristan NATO üyesi olduktan sonra F16 uçaklarını tanıdığında farkına vardı…
Radev, gerek çocukluğunda, gerek askeri okulda Türk düşmanlığı ile yetişti, “Çalışmazsak, Türkler bizi domates kazıklarıyla dövmeye gelecekler” gibisinden…
Onun kuşağındaki hepimiz gibi, Radev’te oraya buraya savruldu, fakat vatan sevgisinden ve dürüstlüğünden hiç taviz vermedi, hep Bulgaristan için bir şeyler yapmaya çalıştı, bunun için eğitimli ve donanımlıydı da…
Radev, 9 senelik Cumhurbaşkanlığı döneminde, sembolik bir görevde ve icranın başı olmadığı için, eski totaliter rejimin gestaposu olan DS kadrolarının mafya yapılanmasının kontrollü oylarıyla baş edemedi. Çünkü gerek Bulgaristan’da yaşayan, gerek Türkiye’ye göç etmiş Türk asıllıların oyları da kontrollüdür! Her iki ülkenin hükümetlerine sirayet etmiş mafya yapılanmaları, perde arkasından Türklerin oylarını kontrol etmektedir. Bir önceki seçimlerde, oyların nerdeyse %50’si DS uzantılarının kontrolündeydi. Ancak seçimleri organize eden bu seferki geçici teknokrat hükümeti sanki ipleri kısa tutuyor…
Radev’in kurduğu Progresif Bulgaristan koalisyonu, birkaç partiden oluşmaktadır. Progresif, ilerleme demektir. Yani 19. yüzyılın sonunda Osmanlı’da kurulan İttikat ve Terakki(Birlik ve İlerleme)’nin İlerlemesi benzeri… Darısı Türkiye’nin başına…
Radev’in Progresif Bulgaristan Koalisyonu, diğer kötü parti ve koalisyonlar arasında en iyi oluşumdur. Yani kötülerin en iyisidir!
Onun için oyum, Radev ve Progresif Bulgaristan Koalisyonuna!
Durmuş Arda
Sağlığım pek iyi olmadığı için yazılarıma epey ara vermiştim. Ancak birkaç gün önce hiç ummadığım bir köydeşimin, totaliter rejimin gestaposu olan DS ajanı olduğunu öğrenince tansiyonum çıktı, nabzım yükseldi, içimden “şerefsize bak sen!” diyerek uykularım kaçtı. Üstelik iki senedir bunu göremediğim için de kendime hayli kızdım…
1985-1989 yıllarında Bulgaristan’daki asimilasyon sürecinde bir Türk olarak aşağılanmam, incinmem, gururumun kırılması gözümün önünden geçti. 1988 yılında, Macaristan’dan kaçma girişimim sonucunda yakalanmam, bir ay Budapeşte’de tutuklu kalmamdan sonra, Bulgaristan’a iade edilmem ve bir hafta da Sofya 6. bölge DS hücrelerinde sorguya çekilmemden dolayı çektiğim acılar, Türkiye’ye göç ettikten sonra ilk senelerde çektiğim zorluklar aklıma geldi…
Azis Murad’ın DS dosyası:
Peki, kimdi bu DS dosyası açılan köylüm? Hiç ummadığım Naslar’daki rahmetli Halil İbrahim aganın oğlu Aziz(Aziz ismi, Bulgaristan’daki kayıtlara genelde Azis olarak yazılır)… Aziz, üniversite mezunu, öyle kendi halinde, sakin, güler yüzlü, ne kokar ne, bulaşır…

Aziz, daha 18 yaşında DS ajanı yapılmış… 18 yaşındaki bir çocuk DS’den ne anlar? Hele Aziz gibi birisi… Ben 18 yaşındayken her genç gibi, kız peşinde ve eğlenmeye bakardım. Aziz’i, ajan olması için DS subayı Gogov’un yanına kim götürdü? Ben şahsen çenesi düşük olan eski “öğretmen” Kotsev’in götürebileceğinden şüpheleniyorum. Aziz, Ahil(Aşil) DS ajanı kod ismini kendisi mi seçti, yoksa kendisine başkası mı empoze etti?
Aziz, güçlü, izzet ve şeref sahibi demektir. Ahil(Aşil) ise, milattan 800 sene önce Homeros tarafından yazılan “İlyada” eserinde, Truva’nın en cesur, en kahraman, en yakışıklısı olarak belirtilmiştir. Hem Azis ismi, hem Ahil DS kod ismi, her bakımdan köylüm Aziz ile karşıtlık oluşturmuyor mu?
Demek ki Aziz’in üniversitede okuyacak kapasitesi yoktu ve üniversiteye de DS kontenjanından girdi…Gerek üniversite yıllarında, gerek iş hayatında hep birileri destek olmuş… Buna rağmen bir belediye başkanı veya bir milletvekili dahi olamadı.
Aziz’in DS dosyasının 2024 yılına kadar açıklanmamasında da bir gariplik var; 29.10.2014, 25.01.2016, 12.06.2018, 04.02.2020, 20.10.2020 ve 08.03.2024 tarihlerinde çeşitli görevler üstlendiği için yoklama yapılmış, DS ajanlığı tespit edilmemiş…
Ancak Aziz’in DS dosyası 04.07.2024 tarihinde yeniden yoklanmış ve DS bağlantısı tespit edilmiş. Garip olan Mart ayındaki ve Temmuz ayındaki yoklama da aynı gerekçeyle yapılmış: 2023 yılında yapılan yerel seçimlerdeki belediye meclis üyeliği…
Dosyalar kanununa göre aktif(hala görevde olan ajan. Bulgarca: действащ агент) istihbarat görevinde bulunanların DS dosyaları açıklanmıyor. Ne oldu da 2024 Mart ayında tespit edilemeyen DS ajanlığı, aynı yılın Temmuz ayında nasıl tespit edildi? Çünkü aynı yılın Temmuz ayının birinde, Hak ve Özgürlükler Hareketi{HÖH/D(p)S}, Delyan Peevski ve Ahmet Doğan grupları olmak üzere ikiye bölündü.
Bulgaristan yeni istihbarat kurumu olan DANS’ın 2013 yılında 1-2 gün başkanlığını yapan Delyan Peevski, karşı grupta kalmayı tercih eden Azis Murad’ı DANS’taki görevinden uzaklaştırma emri vermiş, hemen arkasından Azis’in DS dosyasının yoklanması emrini de vermiş olabilir. Çünkü Peevski’nin DANS’taki bağlantılarının çok güçlü olduğu bilinen bir gerçektir. Bilindiği gibi Peevski, eski DS albayı Angel Krıstev’in torunudur. Görev, deden toruna…
Azis Murad, Temmuz 2024 yılına kadar ajanlık görevine devam etmiş olabilir. Bu nedenle Azis, aşağıda dosyaları açıklanan diğer Tosçalı kökenli ajanların en tehlikelisi olabilir.
Diğer açıklanan Tosçalı kökenli DS ajanları dosyaları…
Şaban Hüseyin Hüseyin, namı diğer şahın Şaban:

Şahın Şaban, 19 yaşında Zuderman(Alman yazar Hermann Sudermann’ın adı olsa gerek) ve Şükriev iki kod adıyla DS ajanı yapılmış. Burada da Hermann Sudermann anısına hakaret vardır. Şahın Şaban da DS kontenjanından üniversite okumuş ve agronom, yani tarım uzmanı mezunu olup; kooperatif başkanı, belediye başkanı, en son köy muhtarı olarak görev yapmıştır.
Şahın Şaban’ı, 1988 yılının Ağustos ayında Çekoslovakya’ya grup halinde yaptığımız bir gezide, daha yakından tanıma fırsatım oldu, birkaç akşam oturup kafa çektik, o zamanki totaliter rejimi öve öve bitiremiyordu, bu yüzden çok tartışmamız oldu, kızdığında “ebenin a.ı” diyerek çekip gidiyordu, o zamanlar hafiften kafayı sıyırmaya başlamıştı. Gezi dönüşü, ben Budapeşte de trenden inip ayrıldıktan sonra, grup yöneticileri beni trende ararken, ajan Zuderman, beni kastederek “Bu gibilerini yurtdışına salarken bize niye sormuyorlar” demiş. DS ajanı Zuderman ile Türkiye’ye göç etmeden 1-2 ay önce, Sütkesiği meydanında karşılaştık, bana keyifli keyifli dönerek, Bulgarca, “Ben sana gittiğin yolun yanlış olduğunu söylemedim mi? dedi, bende kendisine ” Ben yolumdan vazgeçmem” dedim. O, bir buçuk sonra benim gittiğim yola geldi…
Şahın Şaban- Zuderman, benden bir buçuk yıl sonra Türkiye’e göç ettiğinde ilk olarak nereye geldi biliyor musunuz? Benim yerleştiğim Lüleburgaz’a… Çünkü Lüleburgaz’da 70’li senelerde göç etmiş kardeş çocukları vardı, bir- iki zaman kaldı, benim de Lüleburgaz’da olduğumu duyunca, totaliter rejimi döneminde çaldıklarıyla çekip gitti Bursa’ya…
Şahın Şaban- Zuderman’n Bulgaristan totaliter rejimi döneminde devlet görevleri yaptığı esnada, Türk asıllı köydeşlerine her türlü alçaklığı yapmış birisi olduğunu vicdan rahatlığıyla yazabilirim
Aynur Ömer Hüseyin, namı diğer Aynur malim:

Aynur malim(muallim), 24.12.1984 yılındaki ilk asimilasyona karşı yapılan yürüyüşün bir gün öncesi organize edenlerin arasına karışıp, komşu köy olan Hallar’a kadar gitmiş, diğerleri birkaç köy daha gezerken o evine dönmüş. Yani gerekli istihbaratı toplayıp evine dönmüş olabilir. Bu olaydan 10-15 gün sonra da DS ajanı olmuş, Artur ve Georgiev DS kod adlarını almıştır. Artur’un anlamı ayı adamdır. Seçtiği DS kod adı, Aynur malime cuk diye oturmuş, kendisiyle hiç karşıtlık oluşturmuyor. Ancak ayılara da biraz hakaret var, çünkü onlar ajanlık yapmıyor.
Artur- ayı adam, 1984-1989 yılları arasında, ibadet edilmesin diye cami önlerinde nöbet tutuyordu. 06.05.1989 tarihinde, iki arkadaşımla Tosçalı medresesine Ramazan bayramı namazına giderken, o, diğer öğretmenlerle birlikte medrese yolunda nöbet tutuyordu, lümpen köy muhtarıyla tartışmamıza da tanık olanlardan birisi de odur. Bu olaydan 10 gün sonra Kırcaali merkezdeki DS ofisine çağrıldım “ailecek yurtdışı pasaportunuz hazır, vizesiz sadece Avusturya ve İsveç’e gidebilirsiniz, Türkiye’ye gitmek istersen vize almanız gerekiyor” dediler. 1989 yılında, Tosçalı kökenli yurtdışı pasaportu alan ilk kişi benim. Benim Türkiye vizem 28 Mayıs günü çıktı, 29 Mayıs günü de Türkiye sınırları açtı…
DS ajanı Artur- Georgiev’e, yani Aynur malime dönersek, 1989 senesinden sonra, o da İstanbul’a göç etti ve orada Aynur Güler adıyla 25 sene öğretmenlik yapıp emekli oldu. Şimdilerde ise ara sıra Tosçalı camisine Cuma namazlarına gidiyor. Kendisini namaz kılarken görsem de, aptes alırken hiç görmedim. Tövbe mi etti, yoksa camiye istihbarat toplamaya mı geliyor? Kendisinden başka bilen yok… 2020 yılında, DS dosyasının çıktığı haberini yaptığımda, Messenger’den nekrofil(ölü sevici) damadına benim mezarıma kürettirecek kadar alçaldı(https://www.arda-tuna.com/2020/02/17/allah-ds-ajani-yakinlarini-gudrun-sendromundan-korusun/)…

(Basın etiği ve kuralı gereği, bazı kelimeleri sansürlemek zorunda kaldım)
Sanki kayınpederini DS ajanı olsun diye Gogov’un yanına ben götürdüm…
Artur kod adlı DS ajanı, kendisi gibi seviyesiz bir damat bulmuş, böyle bir ajanın damadından başka ne beklenir ki?
Turgay Raif Mustafa:

Turgay, dosyası açıklanan en genç Tosçalı kökenli DS ajanıdır. Turgay da 18 yaşında DS ajanı yapılmış. “Emil” DS kod ismini almış, dönemin ünlü şarkıcısı Emil Dimitrov, esin kaynağı olmuş olabilir. Dönemin Bulgaristan Komünist Partisi aktivisti ve köy okulunun müdürü olan babası Raif’in, oğlu Turgay’ın DS ajanı yapılmasında parmağı olmaması düşünülemez. Yani oğlunun DS kontenjanından tıp okumasını istemiş olması büyük olasılık… Turgay, Emil DS kod adını almış ve DS kontenjanından “doktor” olup, daha sonra kulak, burun, boğaz “uzmanı” olmuştur.
Turgay, Tosçalı kökenli dört DS ajanı arasında en masumu olsa gerek…
Totaliter rejimi döneminde, Bulgaristan’da yaşayan Türkler arasında, öyle bir güçlü ajan ağı kurulmuştur ki, neredeyse 4 kişiden biri DS ajanı veya muhbiri yapılmıştır.
Hasan Cesurtürk isimli Facebook takipçimin şu anısı, o dönemi çok iyi özetlemektedir:
“…Geçmişte bunlar hep yaşandı, tarlada aynı gazete kağıdı üzerinde domatesi, ekmeğimizi paylaştığımız kişilerden çok muhbir ve komünistlerin ajanları çıktı(Агент- Ajan). Ben Eskizağra cezaevinde iki siyasi tutuklu yakın arkadaştan birisinin DS ajanı olduğuna tanık oldum…”
Açıkça belirtmek isterim ki, bu alçaklar, şimdi de olsa her adımımızı izliyorlar!
İzlesinler, tek bir canım var, onlardan korkan şerefsizdir!
Yukarıda, dört Tosçalı kökenli DS ajanının dosyaları politikaya karıştıkları ve devlet görevlerinde bulundukları için açıklanmıştır. Aynı köyden daha yüzlerce ajanın ve muhbirin dosyalarının kapalı olduğundan hiç şüphem yoktur!
Durmuş Arda
Son günlerde, Bulgaristan’da bir şeyler oluyor…
Geçen ayın sonunda, 2026 yılı bütçe tasarısındaki vergi artışlarına en çok karşı çıkan parlamentodaki Demokratik Bulgaristan(DB) Partisi ve onun Harvard Üniversiteni mezunu başkanı Asen Vasilev oldu.
2026 bütçesinin en büyük savunucusu ise, geçen sene eski bir DS albayı torunu olan Delyan Peevski tarafından ele geçirilen ve Türkiye’de “Türk partisi” olarak lanse edilen Halk ve Özgürlükler Hareketi[HÖH/D(p)S] oldu.
Eskiden DS’nin ev kölesi Ahmet Doğan’ın , şimdi de Delyan Peevski’nin fedailiğini yapan, kalın enseli “gururumuz” Bayram Bayram, parlamentoda bütçe karşıtı olan bir milletvekilinin elinden mikrofonu alarak, “Abe defol buradan, düşkün pislik herif seni. Tam bir düşkün pisliksin. Kaybol git…” diyerek hakaret etti… “Bizim Bayramço’nun” bu “demokratik” hareketinden hepimiz çok “gurur duyduk”…
Diğer HÖH/D(p)S milletvekilleri de parlamentodaki diğer parti milletvekillerine hakaret, küfür, aşağılama hareketlerinde bulunuyorlar. Türkiye’deki bazı güç odaklarının 35 senedir desteklediği Bulgaristan’daki “Türk partisinin” geldiği durum budur!
Bu ayın başında, 2026 bütçesini protesto etmek amacıyla Sofya merkezde ufak ufak gösteriler yapılmaya başlandı.

Göstericiler, Peevski ve partisi HÖH/D(p)S’yi çağrıştırsın diye hükümet, cumhurbaşkanlığı ve parlamento üçgeni olarak bilinen alana pembe domuz maketi koydular.
Göstericiler, Delyan Peevski’ye “domuz” , Türkiye’de “Türk partisi” olarak lanse edilen HÖH/D(p)S partisine ise “domuzlar” partisi demeye başladı.

Aynı domuz maketin üzerine bir HÖH/D(p)S milletvekili, Asen Vasilev’i ima ederek, tırnak içinde, “Asena gey değildir!” yazdı.
8 Aralık günü, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Yardımcısı Christopher Smith, Bulgaristan’da temaslarda bulundu, aynı gün, onlarca polis eşliğinde de Delyan Peevski, beraberindeki ev köleleriyle birlikte Kırcaali merkezde yürüdü, fakat can güvenliği korkusundan ertesi gün Kırcaali’de yapılacak olan “hükümete destek” mitingine katılamadı. Bu mitingi ev köleleri idare etti; hayvancılık, tarla ve inşaat köleleri ise ne alakası varsa bol bol “nefrete hayır!” sloganı attılar.
Christopher Smith, Cumhurbaşkanı Radev ve Bulgaristan parlamentosundaki tüm parti temsilcileriyle görüştü. HÖH/D(p)S, iki temsilcisi ile de görüştü.
Bu görüşmede, “Bulgaristan’daki kilit kurumları kontrol etmek için rüşvet ve nüfuz ticareti de dahil olmak üzere “yolsuzlukta önemli bir rol oynadığını” belirtilerek, 2021’de ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC) tarafından Küresel Magnitsky Yasası kapsamında yaptırım cezası alan Delyan Peevski yoktu.
2014 MASAK raporuna göre, o zaman Delyan Peevski’ ye ait olan Bulgartabak sigara şirketinin PKK ile Dubai üzerinden sigara kaçakçılığı yaptığı belirtilmektedir.
DS kadrolarının daha 70’li senelerden beri Sarı Avni ve Abuzer Uğurlu ile silah, sigara ve uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı bilinmektedir. Aynı kadrolar, Sedat Peker in iddialarına göre, 90’lı senelerin sonunda kendisini ve Hasan Yeşildağ’yı Sofya’da krallar gibi karşılamışlardır.
Son senelerde Sofya’daki Vitoşa otelinde, DS’nin eski kadrolarıyla, Türkiye’den hangi güç odakları ve hangi konularda işbirliği antlaşması yapmış olabilir?
10 Aralık günü, Bulgaristan’da milyonlar, yani halk, aynı anda 25 şehirde,” DS mafyasına hayır”, “yolsuzluklara hayır” “mafya adaletine hayır” vs gibi sloganları atarak protesto mitingleri yaptılar.
Bugün de, Bulgaristan hükümeti istifa etti…
ABD düğmeye bastıysa, Delyan Peevski’nin ve onun gibilerinin suyu ısınmış olabilir…
Acaba son dönemlerde, ABD düğmeye bastı da, Türkiye ayağındaki bazı güç odaklarının üstüne gidilmeye mi başlandı?
Durmuş Arda
Son günlerde Kırcaali’de, Bulgar etnik fanatikler arasında, Salifler(Vızrojdentsi) semtinde bulunan ve kentin en büyük okulu olan “Slaveykov” okulu baş yönetmenliği tartışması yapılıyor.
Totaliter rejimin tek partisi BKP’nin devamı olan BSP militanı Milko Bagdasarov, aynı okulun müdürlüğünden alınınca özetle şöyle bir açıklama yaptı:
“…Bayan Karayançeva tarafından seçilen yeni müdür, okulun eski müdür yardımcısıdır ve belki de “GERB’in yeni genç yüzü”, 60 yaşında emeklilik çağındaki ve geçen yılki müdür adaylığı konkursunda(yarışmasında) başarısız olan birisi, daha sonra müdürlük adaylığı için konkurs düzenlenmemesi için imza toplayanların başındaydı. Gerekçeleri ise şuydu: “Herhangi bir Türk müdür olarak gelmesin…”
Tsveta Karayançeva’ın bu kadro önerisi, başka illerdeki milletvekilleri tarafından da desteklenmiş olması gerek…”
Bagdasarov, bu konuda dürüst olsa, bu açıklamayı geçen sene yapardı, görevden alındıktan sonra değil…

En soldaki Karayançeva, koro başındaki eski Kırcaali Belediye başkanı Hasan Aziz ve ortadaki eski okul müdürü Milko Bagdasarov’u da saf dışı bıraktı…
Peki, kimdir bu Tsveta Karayançeva?
Karayançeva, daha önceki dönemlerde GERB partisinden Kırcaali milletvekili seçilen, bu dönemde ise Filibe(Plovdiv) milletvekilidir. Kendisi Doğu Trakya Bulgarları dernekleri temsilcisi olarak bilinir. Doğu Trakya Bulgarları dernekleri yöneticilerinin en büyük geçim kaynağı ise Türk düşmanlığıdır.
Kırcaali’de yaşayan Türkler arasında ise, Bagrasarov’un azılı bir Türk düşmanı olduğunu, hatta Ermeni asıllı bir aile tarafından evlatlık alındığını, biyolojik ebeveynlerinin Lom kasabasında yaşamış olan bir Roman ailesi olduğu söylentisi vardır. Hatta Bagdasarov’u evlatlık edinen aile, ilk olarak ona kendi Bagdasaryan soyadını verdikleri, fakat daha sonra Bagdasarov soyadını aldığı söylentisi de vardır. Tam tersine, “Slaveykov” okuluna “Herhangi bir Türk müdür gelmesin” sözü ilk olarak Bagdasarov’dan çıktığını iddia edenler de vardır.
Kırcaali bölgesinde yaşayanların %80’i Türk asıllı ve bir okulun Türk asıllı müdürü olması gayet doğal. Fakat patriotarlar, Türk asıllı birisinin okul müdürü olmasını dahi hazmedemiyorlar. Ancak “Türk müdür gelmesin” mantığı. Kırcaali’deki tüm resmi kurumlarda geçerlidir. Çünkü Kırcaali bölgesinde yaşayan Türkler. hala sömürge halkı olarak görülüyor.
Hangi tarafın haklı olduğunu bilemeyiz. Ancak her iki tarafın ortak noktası Türk düşmanlığı olduğu anlaşılıyor.
“Slaveykov” okulu, İlkokul 1. sınıftan 12. sınıfa, yani çocukların lise seviyesinde mezun oldukları bir okuldur. Anlaşılan patriotarlar(vatanseviciler), öğrencilerinin çoğunun Türk asıllı olduğu bir okulun Türk asıllı müdürü olmasından korkuyorlar.
Neden acaba?
Türk asıllı müdür olursa, Türk asıllı velilerin, çocuklarının seçmeli Türkçe dersi hakkı olduğunu öğrenip ve bunun için dilekçe vermelerinden mi çekiniyorlar?
Durmuş Arda
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.